Kayıtlar

Düşsel Anılar

Resim
  "Düşsel anılar" Çocukluğuma dair anıları düşündüğümde daima gerçek mi kurgu mu emin olamadığım görsellerle karşılaşırım. Tadı, kokusu, sesi, hissiyatı olan görseller. Sarı, açık ve koyu yeşil tonlarda bahçeler, tarlalar hatırlarım. Kırmızı küçük gelincikler, sarı papatyalar, kantaronlar, üfleyince her yana dağılan, tohumları küçük bir perinin eteklerini andıran, o zamanlar adını bilemediğim beyaz tuhaf çiçekler… Düşlediğimde kendimi sakin, huzurlu, meraklı, bazen de ana teslim olmuş hissettiğim mekanlar. Bir dağın rüzgârlı yamacı, dalgaların yankılandığı bir sahil, sık ağaçlarla çevrili bir orman. Burnuma gelen çeşitli kokular, göz kapaklarımın ardından gelip geçen gölge ışık oyunları. Dünyada henüz bilmediğim, anlamlandıramadığım çok fazla şeyin olduğu, keşfetmenin heyecanının dorukta olduğu zamanlar. Hayal etmenin gerçekte orada bulunmaktan daha öte bir deneyim olduğu anılar.  Bana kalırsa hepimizin çocukluğunda gidip gitmediğinden pek de emin olmadığı, ama anılarında sez...

Mavi İlahi

Resim
"Mavi İlahi" Uyandığımda yatağımın içinde sırılsıklamdım. Korkunç bir rüyanın kan ve tuz kokusu hala burnumdaydı. Saate baktım, geç kalmıştım. Kahvaltı ve kahveyi pas geçip sabah metrosuna yetişmek için büyük bir aceleyle kendimi sokağa attım. Merdivenleri koşarak inerken metro kapılarının kapanmak üzere olduğunu ayrıca içine sığışmak için neredeyse daracık bir alanın bile kalmadığını görebiliyordum. Yine de son saniye yetişip bir adımımı kayar kapıların arasındaki basamağa atınca insanların söylenerek itişmesiyle benim sığabileceğim dar bir boşluk oluştu. İş yerine yaptığım bir saatlik yolculuk ayakta, tanımadığım insanlarla sıkı bir temas halinde, havasız ve daracık bir alanda geçmişti. Etrafıma bakındığımda siyah ile beyaz arasında, grinin çeşitli tonlarını içeren o geniş paletle boyanmış bir şehri görüyordum. Bütün bu sabah koşturmacası ve açlığın da etkisiyle ofise vardığımda tüm enerjim tükenmişti bile. Evrak çantamı ve kol çantamı masaya bıraktıktan sonra sırasıyla ofi...

Koza

Resim
  "Koza" Bir mumun alev alışı gibi değil, kalın bir perdenin ardında açar gibi gözlerimi, uyandım. Neredeyim? Doğdum mu yoksa öldüm mü? Gördüğüm yıldızsız bir gökyüzü gibi karanlık. Hissiz, uyuşmuş, taşlaşmış bu şey ben miyim? Zihnim uyandıkça sorular akın ediyor. Ben kimim? Hareket et! Buraya nasıl geldim? Hareket et! Ne zamandır buradayım? Hareket et! Cevap yok. Hareket et! Uzunca zaman çalışmamış bir makinenin paslı kolları gibi gıcırtıyla, oldukça yavaş bir şekilde ayrılıyor parmaklarım boynumun kenarlarından. O ilk an, ardından gelen ani şok. Uyuşuyor, karıncalanıyor, acıyor, bir elektrik akımı parmaklarımdan avuçlarıma, oradan dalga dalga yayılıyor içinde kapana kısıldığım omurgalı bedene. Kurumuş boğazımın gerisinden tırnaklarıyla tırmanıp yükseliyor acı bir inleme. Fakat böylece öğreniyorum “ben olan” bedenin her bir parçasını. Başım, boynum, kollarım, gövdem, kalçam, bacaklarım… İçini doldurduğum bu etten kemikten bedeni kefen gibi saran bu örtü de ne?  Ellerimi çözü...

Bahçe

Resim
"Bahçe" Anılar ne tuhaf değil mi? Her kontrol ettiğinde şekil değiştiriyorlar, sen başını diğer yana çevirdiğinde çaktırmadan yer değiştiriyorlar veya siliniveriyorlar hafızandan. Ben de tamamen silinip yok olmadan evvel kıyıdan köşeden bulduğum parçaları birleştirip çocukluğuma dair en belirgin anılardan birini topladım bugün. İçinde yaşadığımız doğayla koparılamaz bir göbek bağımız var. Aldığımız nefes, içtiğimiz su ve yediğimiz yiyecek kadar aslında yaşamsal düzeni ve döngüleriyle de bize okunabilir bir kaynak oluşturuyor içinde bulunduğumuz dünya. Bize ihtiyaçlarımızı fısıldıyor, sakin ve bilgece etrafımızda örüyor kendi düzenini. Fark ettim ki insanın gün içinde bir on dakika başını camdan uzatıp nefes almaya, güneşi selamlamaya, etrafında hiç duraksamadan gerçekleşmeye devam eden değişimleri fark etmeye ihtiyacı var. Hatta okuduğum bir çalışmadan anımsadığım kadarıyla gün ışığı vücudumuzdaki dopamin ve serotonin hormonlarını herhangi bir yapay ışığa göre kat kat daha fa...